Login
Password
Sources on this Page

> Headlines by Category

 Home / Society / Education

You are using the plain HTML view, switch to advanced view for a more complete experience.

DBE’den ücretsiz travma tarama testi uygulaması
Doğal afetler, kazalar, bombalar ve saldırılar gibi olaylar sonucunda bireyler ağır travmatik deneyimler yaşayabiliyor. Hem fiziksel hem de duygusal açıdan yaşanan bu gibi travmatik süreçlerin üzerinden zaman geçmiş olsa da, bireylerin üzerindeki etkisi hâlâ devam edebiliyor. Travma Sonrası Stres Bozukluğunun psikolojik destek alınması ile ortadan kaldırılabileceğini belirten DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucu Başkanı ve Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk, “Tüm yaşananlar sonrası daha geniş kitleler üzerindeki etkiyi analiz edebilmek için Facebook üzerinde Travma Tarama Testi’nin yer aldığı bir uygulama hayata geçirdik. Sunduğumuz bu ücretsiz uygulama ile kullanıcılar testi uygulayarak kendilerinde travma sonrası stres bozukluğu belirtisi olup olmadığını öğrenebilecekler” dedi.

Karşılaştığınız travmatik olaylardan etkilendiğinizi düşünüyor musunuz? Uyuyamıyor musunuz? Anlamlandıramadığınız fiziksel problemleriniz mi var? Sebebi, travma sonrası stres bozukluğu olabilir. Yaşanan travmatik olayların üzerinden zaman geçmiş olsa bile etkilerinin devam edebileceğini belirten DBE Davranış Bilimleri Kurucusu ve Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk, “Eğer travmatik süreçleri yaşamış kişi olaylardan etkilenmişse, olayın hemen ardından bu travmatik etkiler uyku bozuklukları, çabuk irkilmeler, normalden daha fazla olarak travmayı çağrıştıracak tetikleyicilerden etkilenmek gibi belli şekillerde ortaya çıkabiliyor. Travmayı takip eden erken dönemde alınan psikolojik destek, kişilerin travmatik olaydan etkilenme düzeylerinin hafiflemesine yardımcı olur. Konu ile ilgili bireylere ulaşmak ve bu süreçte onlara destek olabilmek adına popüler sosyal ağ Facebook üzerinden ücretsiz Travma Tarama Testi sunan uygulamamızı hayata geçirdik. Bu teste verilecek cevaplar, travmatize olmuş kişilerin vermiş olduğu cevaplarla benzerlik gösteriyor. Bu sebeple, psikolojik destek almak için kişilere faydalı olacak. Ancak bu testin sonucu herhangi bir psikolojik tanı alındığını ya da psikolojik bir rahatsızlığın olduğu anlamına gelmiyor. Yalnızca travmatik olaylardan olumsuz yönde etkilenildiğini ve daha az etkilenen kişilerle karşılaştırıldığında, ileride Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) geliştirme olasılığının daha fazla olduğunu gösteriyor” dedi.

Travma sonrası yaşanan stres bozukluğu ile ilgili örnekler veren Konuk, “Travmatize olmuş kişinin izlediği filmde bombalar patlıyorsa ya da film şiddet içeriyorsa, kişi bu sahnelerden çabucak etkilenerek daha önce yaşadığı travma tetiklenebilir. Böyle bir durumda insan beyni, bu etkilenmeyi yaşanan travmatik olayla ilişkilendirir. İnsan zihni bunları insanı korumak için savunma mekanizması olarak kullanarak korkuyu, kaygıyı, endişeyi bastırma yoluna gider. Korku, kaygı ve endişe günlük hayatın akışı içinde bastırıldığı için fark edilmeyebilir ya da zihin o travmatik anıları işler ve artık rahatsız etmez hale gelir. Eğer zihin işliyor, bu görevi yerine getiriyor ve travmatik yaşantı artık rahatsız etmez hâle geliyorsa hiç mesele yoktur. Ancak asıl sorun zihnimizin bunu yapamadığı zamanlardır. Eğer kişinin zihni bunu yapamadıysa ve travmatik yaşantı üzerinden üç ay, altı ay geçmiş, depresif şikâyetler, isteksizlik halleri, kızgınlık ve öfke halleri, kaygı ya da sıkıntı gibi durumlar, psikosomatik rahatsızlıklar, karın ağrısı, migren, baş ağrıları, bel ağrıları gibi durumlar başlamış ise bu gibi durumlarda, travmatik olayın üzerinden zaman geçtiği için beyin bunları daha önce yaşanan travmatik olayla bağlayamaz ve ikisi arasında ilişki kuramaz hale gelir. Sürekli bu semptomlar yaşanıyorsa da “Hayatımızda travma var mı?” diye mutlaka bakmak gerekiyor. Travma Tarama Testimiz bu anlamda herkese faydalı olacaktır” dedi.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü, uzmanları ve uzmanlık konuları hakkında bilgi almak için: www.dbe.com.tr ve www.dbe-online.com.tr adreslerini ziyaret edilebilir. DBE Travma Tarama Testi’ne bilgisayar üzerinden https://apps.facebook.com/dbeptsd/, mobil telefon üzerinden http://www.dbe.com.tr/dbeptsd-m/ adresinden ulaşılabilir.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nü sosyal medyadan izlemek için:
https://www.linkedin.com/in/DavranisBilimleriEnstitusu
http://www.facebook.com/DavranisBilimleriEnstitusu
https://twitter.com/DBEdbe adreslerini takip edilebilir.
Çağrı merkezi sektörü “yükselen yıldız”larını seçiyor
Sektörün temel taşlarından birini oluşturan İnsan Kaynağını merkezine alan bu ödüllendirme sisteminde, En İyi Müşteri Temsilcisi ve En İyi Takım Liderleri izleyicilerin oylarıyla belirlenecek.

Başarılarıyla sektörde rol model olacak nitelikteki genç çalışanları öne çıkarmayı ve motivasyonu arttırmayı hedefleyen yarışmanın ön değerlendirme jürisi sektör yöneticilerinden oluşurken, sektör çalışanları keypadlerle yapacakları oylama sonucunda kazananları belirleyecek. İki aşamalı değerlendirme sürecinin ilk kısmında adaylar, sektör yöneticilerinden oluşan 18 kişilik bir ön değerlendirme jürisiyle bir araya gelecekler. Bu süreci aşan Müşteri Temsilcisi ve Takım Liderleri ise Call Center Rising Star Ödül sahnesinde kendilerini ifade etme şansına sahip olacaklar. Yarışma, Mod Tasarım, Plantronics ve Türk Hava Yolları’nın katkılarıyla gerçekleşecek

Contact Center Konferansı ve Fuarı Lider Firmaları Aynı Çatı Altında buluşturuyor
2 gün süresince sektör temsilcilerini bir araya getiren Çağrı Merkezi Günleri, Call Center Rising Star dışında, Contact Center Konferansı ve Fuarına da ev sahipliği yapacak. Sektörün önde gelen çağrı merkezi ve tedarikçi firmalarının stantlarıyla katıldığı fuar ücretsiz olarak ziyaret edilebilirken, katılımcılar da KOSGEB desteklerinden yararlanabilecek.

Bu yılki ana teması 5 yıldızlı müşteri hizmetleri olan konferans ise Türkiye ve yurtdışından alanında uzman konuşmacıları buluşturacak.
Sosyal becerilerin gelişiminde ebeveyn rolü büyük
Çocuklarda sosyal beceri gelişimi en az diğer gelişimsel basamaklar kadar önemlidir. Başkalarının düşüncelerini anlayabilmek, ortamı okuyabilmek, ahlak ve görgü kurallarına uyabilmek, diğer insanlarla iletişim kurabilmek, yeterli sosyal beceriye sahip olan çocukların sergileyebilecekleri davranışlardır. Her davranışın öğrenilmesinde olduğu gibi sosyal becerilerin öğrenilmesinde de ebeveynlerin rolü çok önemli. Peki, ailelerin çocuklarına sosyal beceri kazandırma konusunda üstlerine düşen görevler nelerdir? Çocuklar sosyal beceriler edinmeye ne zaman ve nasıl başlar? Sosyal beceri yeteneğini geliştirmek mümkün mü? Sosyal hayatta zorluk çekmeyi önlemek için sosyal beceriler edinmenin önemi nedir? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ayşegül Moral, erken yaşta sosyal beceri edindirme konusunda gerekli bilgileri paylaşıyor.

Doğumdan itibaren çocukların sosyalleştikleri ortamlar genişleyerek çeşitlilik kazanır. Çekirdek ailede başlayan bu süreç, çocuğun anne ve babasıyla kurduğu güvenli ilişki ile sağlam temellere oturur. Bu süreçle beraber ebeveynlerin sosyal beceriler konusunda çocuklarına rol model oldukları dönem başlar. Anne ve babanın geniş bir arkadaş çevresinin olması ya da ailenin diğer üyeleri ile iyi ilişkiler içinde olması gibi faktörler çocuğun da geniş bir arkadaş çevresine sahip olmasında etkili olur. Yaşlarının büyümesiyle okul, kurs ve spor etkinlikleri gibi farklı ortamlara giren çocuklar ailelerinden aldıkları bu eğitimi pekiştirmek için pek çok fırsatla karşılaşırlar. Birine teşekkür etmek, konuşurken kibar olmak, problemleri akılcı ve saygılı yollarla çözmeye çalışmak çocuğun sosyal becerilerini geliştirmesine katkı sağlar.

Sosyal becerinin de diğer zihinsel süreçler gibi pek çok alt alanı vardır. Bu alanlar 6’ya ayrılır:
- İlişkiyi başlatma ve sürdürme,
- Grupla bir işi yürütme,
- Duyguları anlamaya yönelik beceriler geliştirme,
- Saldırgan davranışlarda bulunmama - stres durumlarıyla başa çıkma becerileri,
- Plan yapma ve sorun çözme becerileri

Bu alanların bir ya da birkaçında sıkıntı yaşayan çocuklar, doğru iletişim kurmakta problem yaşayabilir ve sosyal hayatta zorluk çekebilir.

Sosyal becerisi gelişmiş olan çocukların değişik ortamlara, farklı kişilere ve günün getirdiği değişimlere uyum sağlamakta daha başarılı olduklarını belirten Moral, “Sosyal gelişimini tamamlayamayan çocuklarda ileriki dönemlerde “sosyal fobi” olarak da adlandırılan başkalarının yanında konuşamama, yemek yiyememe, hayır diyememe gibi sorunları içeren anksiyete problemleri görülebiliyor. Bu sıkıntılar belirli durumlarda ortaya çıkabileceği gibi çocuğun günlük yaşantısı içinde de yer alabiliyor. Herhangi bir önlem alınmadığı sürece sosyal fobi, etkinlik alanını artırarak çocukların içe kapanık ve kaygılı bir birey olması sonucunda iş yaşamında uyumsuz, arkadaş çevresinde istenmeyen bir kişi olmasına sebep oluyor. Bu sebeple ebeveynler olarak, çocuklarımızın erken yaşta sosyal becerilerini geliştirmelerine destek olmamız gerekiyor” dedi.
Darbe girişimi, travmatik oldu
Büyük acılar ve kayıplar yaşatan darbe girişimi, toplum psikolojisini de yakından etkiledi ve ağır travmatik bir deneyim olarak her bir bireyin kişisel tarihine yazıldı. Hem fiziksel hem de duygusal açıdan yaşanan bu travmatik süreç, bireylerin günlük yaşamının olağan tüm süreçlerini etkilediği gibi iş hayatına da etki etti. Peki, travma nedir? Yaşanan olaylar bireyleri nasıl etkiledi? Travmatik etki ile mücadele için neler yapılabilir?

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Zat, darbe girişimi sonrası yaşanan travma ile baş edebilmenin yollarını açıklıyor…

Geçtiğimiz günlerde yaşanan darbe girişimi, büyük acılara neden olduğu gibi her yaş grubundan pek çok kişi için de travmatik bir deneyim oldu. O gece ve takip eden günlerde yaşananların ardından bireyler; normalde korkmayacakları şeylerden tedirginlik duymaya, normalde sinirlenmeyecekleri şeylere daha kolay öfkelenmeye, sıradan ve küçük şeylere hassasiyet göstermeye başladılar.

Peki, travma nedir? Yaşanan olaylar bireylerde ne gibi semptomlara yol açtı? Bireyler nasıl etkilendi? Söz konusu travmatik etki ile mücadele için neler yapılabilir? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Zeynep Zat, darbe girişimi sonrası yaşanan travmayı atlatmanın yollarını şöyle açıklıyor: “Travma, illa ki kişinin hayati tehlikesi olarak anlaşılmamalı.

Fiziksel bir tehlike olmaksızın yaşanan olaylara tanıklık etmek de kişinin bu gibi duygular ve bedensel güçlükler yaşamasına neden olabiliyor. Burada kriter kişinin yaşadığı duygusal deneyimdir. Her bireyin travmaya verdiği tepki farklıdır. Bu noktada ‘doğru’ ya da ‘yanlış’ hissetme ve düşünme yoktur. Sadece anormal bir olaya verilen normal tepkiler vardır.”

Travmanın bireylerde yarattığı duygusal ve fizyolojik etkilerden bahseden Zat, iş hayatına da bu etkilerin yansıdığını belirtiyor: “Travmalar; kişide duygusal ve fizyolojik olarak şok, inkâr, inanamama, öfke, tedirginlik, huzursuzluk, üzüntü, umutsuzluk, çaresizlik, duygu durumunun ani değişimi gibi davranışlar ortaya çıkarabilir. Fiziksel olarak bakıldığında; uykusuzluk, kâbuslar, kolay tedirgin olma, ağrı, acı, yorgunluk, kas gerginliği yaşanabilir. Çalışanlar ise bu travmatik yaşantıdan sonra geçtiğimiz hafta çalışmaya devam ettiler. Oysa iş dünyası da darbe girişiminin yarattığı psikolojik travmanın etkisinde kaldı. Hem yaşanan olaylar hem de devam eden gelişmeler; konsantrasyon güçlüğü, hafıza problemleri, bilgileri anlama ve hafızalarında tutma güçlüğü, basit hatalar yapma, çalışma arkadaşları ile gerginlik ve sebepsiz tedirginlik hissi yaşanmasına neden oldu.”

Yaşanan travma ile baş edebilmek için noktaları belirten Zat, tavsiyelerini şöyle sıralıyor…

1-Hareket Etmeli: Travma, kişinin bedeninin doğal dengesi üzerinde bozucu etkiler yapar, aşırı uyarılma ve korku halinde kişiyi dondurur. Bu da sinir sisteminde ‘takılıp kalma, donma, hareket edememe’ anlamına gelir. Dolayısı ile hareket etmek, egzersiz yapmak bu durumun ortadan kalkmasına yardımcı olabilir. Yapılan çalışmalar; yürümek, koşmak, yüzmek, basketbol oynamak ve dans etmek gibi ritmik hareketlerin beyinde meydana gelen bu hareketsizliğin açılmasında oldukça etkili olduğunu ortaya koyuyor. Bunu yaparken, ayakların yere vuruşuna odaklanmak, nefese ve hissedilen rüzgâra odaklanmak gerekiyor.

2-İzole Olmamalı: Yaşanan olay ve etkilerinden bahsetmek istenilmese de bireyler; çalışma saatleri arasındaki molalarda mutlaka çalışma arkadaşları ile bir araya gelmeli ya da sevdikleri kişiler aramalılar. Bu durum, etraftaki kişilerle daha yakın olabilmeyi sağlar ve rahatlama duygusu kazandırır. Bazı yaklaşımlar ise, yaşananların üzerinden geçmek beynimizin onu işlemesine yardımcı olduğunu söyler. Dolayısıyla yaşanan olayları konuşmak ve destek almak isteyen kişiler, kendilerini samimiyetle dinleyecek biri ile konuşabilirler.

3-Çalışmaya devam etmeli: Çalışmak, yaşanan olaylardan önceki günlük rutine ve normal yaşantıya geri dönmek için yardımcı olabilir. Geçmişte yapmakta olunan günlük işler yapılarak, bu işlerin normal olduğu ve kontrolde gittiği hissi daha sakin kalmaya yardımcı olabilir.
4-Alanında uzman kişilerden destek almalı: Çalışanlar, yaşadıkları stres ve kaygı ile baş etmekte güçlük çektiklerinde, günlük işleri yapmakta zorlandıklarında, travma reaksiyonları zaman içinde azalmadığında ya da uyku problemleri gibi durumlar yaşandığında travma alanında uzmanlaşmış profesyonellerden destek almalılar.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü, uzmanları ve uzmanlık konuları hakkında bilgi almak için:
www.dbe.com.tr ve www.dbe-online.com.tr adreslerini ziyaret ediniz.
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nü sosyal medyadan izlemek için:
https://www.linkedin.com/in/DavranisBilimleriEnstitusu
http://www.facebook.com/DavranisBilimleriEnstitusu
https://twitter.com/DBEdbe adreslerini takip edilebilir.
Travmatik olaylar karşısında aile - çocuk iş birliği önemli
Terör olayları gibi pek çok durum, her yaştan insanın davranışlarında değişimlere yol açabiliyor. Yaşanan acılar ve kayıplara, dolaylı yoldan maruz kalınsa dahi ağır travmatik deneyimler ortaya çıkabiliyor. Bu durumda ailelerin en büyük endişesi de çocukları oluyor. Peki, travmatik olayların çocuklar üzerindeki etkisi ne oluyor? Yapılan araştırmalar bu konuda neleri açığa çıkarıyor? Aileler, çocuklarını travmatik olayların etkisinden nasıl koruyabilirler? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Begüm Ayşegül Aydınoğlu, çocukları etkileyen travmalar ile baş edebilmenin yollarını açıklıyor.

Bu yıl içerisinde art arda yaşadığımız saldırılar ve geçtiğimiz günlerde yaşanan darbe girişimi, pek çok insanın yaralanmasına, hayatlarını kaybetmesine ve doğrudan şahit olunmasa da çocuklar dâhil her yaştan insanın korku ve çaresizlik duygularını yaşamasına yol açtı. Medyadan konu ile ilgili şahit olunan görüntüler de bu olumsuz duyguların daha da derinleşmesine ve travmatik sonuçlara yol açtı.

Peki, darbe girişimi ya da terör gibi travmatik olayların çocuklar üzerindeki etkisi nedir? Yapılan araştırmalar bu konuda neler söylüyor? Aileler, çocuklarını bu gibi travmatik olaylardan nasıl koruyabilirler? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Begüm Ayşegül Aydınoğlu, travmanın çocuklar üzerindeki davranışsal etkilerini ve bu süreci aile ile birlikte atlatmanın yollarını şöyle açıklıyor: “Terör gibi travmatik bir olayın çocuklar üzerinde fiziksel, duygusal, zihinsel ve davranışsal etkileri vardır. Bu etkiler çocukların yaşlarına bağlı olarak değişkenlik gösterir. 0-6 yaş arasındaki çocuklarda ebeveynlerinden ayrılma korkusu, ağlamalar, çığlıklar, huzursuzluk, iştahın azalması, uykuya geçmekte zorluk, kâbuslar, alt ıslatma, parmak emme gibi regresif (gerileme) davranışlar ve karanlık korkusu görülebilirken; 6-11 yaş arasındaki çocuklarda kişilerarası ilişkilerden ve aktivitelerden uzaklaşma, yıkıcı davranışlar, korkular, huzursuzluk, dikkatin azalması ve okul notlarının düşmesi gibi sorunlar gözlenebilir. Aynı zamanda bu yaş grubu çocukları kendilerini depresif, kaygılı ve suçlu hissedebilir ya da hissizleşmiş gibi görünebilirler. 12 yaş ve üzerindeki çocuklarda ise geriye dönüşler (flashbacks), iştah ve uyku problemleri, gerginlik, geri çekilme, fiziksel şikâyetler, okul başarısının düşmesi gözlemlenebilir.”

Yapılan araştırmalar ise travmanın çocuklar üzerinde yarattığı etkileri kanıtlar nitelikte. Pentagon’da 11 Eylül saldırısının ardından ilkokul öğrencileri ile gerçekleştirilen bir araştırmada, çocukların yüzde 73’ünde en az bir travma sonrası stres bozukluğu (TTSB) semptomu, yüzde 60’ında ise en az 3 TSSB semptomu geliştirdiği tespit edildi. Araştırmada çocukların yüzde 20’den fazlası olayları tekrar tekrar yaşıyor gibi hissettiklerini belirtirken, yüzde 25’i yalnız kalma korkusu, yüzde 65’i ise güvenlik hislerinin sallantıda olduğunu bildirdi. Saldırının üzerinden 6 ay geçtikten sonra 9-21 yaş arasındaki yaklaşık 8 bin çocukla yapılan başka bir araştırmada, çocukların yüzde 10.6’sının olayları tekrar tekrar yaşadıklarını, kaçınma davranışı gösterdikleri ve aşırı uyarılma halinde oldukları görüldü. Ayrıca, yüzde 14,8’i agorafobi olarak adlandırılan tek başına evin dışında olamama ve kalabalık bir ortamda bulunamama gibi korkular, yüzde 12,3’ü ayrılma kaygısı, yüzde 10,6’sı TTSB semptomları, yüzde 10,3’ü yaygın anksiyete bozukluğu semptomları, yüzde 8,7’si panik bozukluk semptomları, yüzde 8,1’i depresif semptomlar ve yüzde 12,8’i davranış bozukluğu semptomları gösterdi.

Travmanın çocuklarda yarattığı davranışsal etkiler aşikâr. Peki ya aileler böyle durumlarda ne yapmalı? Aydınoğlu, “Çoğu aile terör olayları hakkında çocuklarıyla neyi, nasıl konuşacakları konusunda endişeleniyor. Bazı aileler bu konuda sessiz kalmanın çocuklarını daha çok koruyacağına inanıyor. Hâlbuki, çocukların yaşlarına ve gelişim dönemlerine uygun bir dilde neler olduğunu paylaşmak çocukların olayları anlamlandırmasına ve yaşadıkları yoğun korku, çaresizlik ve güvensizlik duygularıyla daha iyi başa çıkmalarına fırsat sağlıyor. Bu sebeple, çocuklarla yapılması gereken konuşmayı ertelemeden, hayatlarındaki en yakın ve en önemli kişilerden bu konuda doğru bilgileri almalarına izin vermek gerekiyor.”

Klinik Psikolog Begüm Ayşegül Aydınoğlu, travmatik olaylar karşısında ailelerin yapması gerekenleri 7 maddede özetliyor:

1. Terör olayları çocukların güvenlik hislerini zedeler. Bu sebeple, evde ve okulda güvende olduklarına dair olan inançlarını tazelemek ve yakınlarının yanlarında olduğunu hissettirmek önemlidir.

2. Çocuklar, pek çok farklı kaynaktan yanlış bilgiler edinmiş olabilirler. Bu sebeple, öncelikle olay hakkında onlara neler bildiklerini sormak ve ardından yaşlarına uygun, basit ve net bir şekilde neler yaşandığının paylaşılması iyi olacaktır. Aynı zamanda, çocuklara istedikleri zaman olay hakkında soru sorabilecekleri ve duygularını paylaşabilecekleri ortam sağlanmalı.

3. Bu olaylar karşısında üzüntü, öfke gibi yaşanacak tüm hislerin doğal olduğunu bilmelerine ve neler hissettiklerini konuşmalarına izin verilmeli, duygularını açığa çıkarmaları için onlara yardımcı olunmalıdır.

4. Çocuklarla konu hakkında konuşurken sakin kalmak önemlidir. Duygularına dair en önemli ipuçlarını ailelerinden alacaklarından, kaygılı bir yaklaşım içinde olmamak ve yemek yeme, uyku saati gibi günlük rutinleri aynı şekilde devam ettirmek gerekiyor.

5. Eğer çocukların yaşları küçükse, neler yaşandığı ve neler hissettikleri hakkında resim çizmeye ya da oyun oynamaya teşvik edilmeli. Bu, onların duygularını anlamlandırmalarına ve yoğun duygularıyla başa çıkmalarına olanak sağlar.

6. Televizyon, internet, sosyal medya ve gazeteler gibi olay hakkında yoğun şiddete maruz kalabilecekleri medya organlarının kullanımı ailelerin rehberliğinde takip edilmelidir.

7. Çocukların iyi olabilmeleri için öncelikle ailelerin iyi olmaları gerekir. Bu süreçte duygularını fark etmeleri, anlamlandırmaları, çevreleriyle paylaşmaları ve günlük rutinlerine devam etmeleri onlara yardımcı olacaktır. Her şeyin daha iyi olacağına dair umutlu olmak ve bunu çocuklara yansıtmak, onların dayanıklılığını artırır ve rahatlamalarını sağlar.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü, uzmanları ve uzmanlık konuları hakkında bilgi almak için:
www.dbe.com.tr ve www.dbe-online.com.tr adreslerini ziyaret ediniz.
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nü sosyal medyadan izlemek için:
https://www.linkedin.com/in/DavranisBilimleriEnstitusu
http://www.facebook.com/DavranisBilimleriEnstitusu
https://twitter.com/DBEdbe adreslerini takip edilebilir.
Evlilik öncesi ve sonrası yaşanacak risk faktörlerine dikkat
Evlilik kararının alınması ile başlayan süreç çoğu zaman mutlulukla devam etse de bazen sorunları da beraberinde getirebiliyor. Özellikle de genç evlilerin geldikleri aileyle ilgili yaşadıkları sorunlar çoğu zaman şaşırtıcı olabiliyor. Peki, evlilik hazırlıkları yapılırken yaşanan sıkıntılar nelerdir? Evliliğin, ailelerin güç savaşı haline gelmesi nasıl önlenebilir? Evlilikte karşılaşılabilecek risk faktörleri nelerdir? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucu Başkanı ve Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk evlilik sürecini iyi yönetmenin yollarını açıklıyor…

Evlenme kararı verildikten ve tarih belirlendikten hemen sonraki sürecin keyifli bir şekilde geçmesi gerekirken aksine çok yoğun ve insanı yoran bir süreç yaşanabiliyor. Eve alınacak halı, oturma düzeni, buzdolabı gibi bütün bunların kararının verilmesi söz konusu olduğunda, bazen evlenecek iki genç insan işin en başında sınır koyamadıklarından pasif kalabiliyorlar. Aileler ve özellikle de anneler; söz sahibi olmak, yakınlığı sağlayabilmek, kopuşun acısını dindirebilmek için sürece müdahale edebiliyorlar.

Peki, evlilik hazırlıkları yapılırken yaşanan sıkıntılar nelerdir? Evliliğin ailelerin güç savaşı haline gelmesi nasıl önlenebilir? Evlilikte karşılaşılabilecek risk faktörleri nelerdir? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucu Başkanı ve Uzman Klinik Psikolog Emre Konuk, evlilik sürecini iyi yönetmenin yollarını şöyle açıklıyor: “Evlenme kararı aldıktan sonra, iki gencin evlilik sürecini nasıl yöneteceklerini belirlemesi gerekiyor. Alınması gereken ihtiyaçlardan maddi anlamda verilmesi gereken kararlara kadar birçok aşamanın evlenecek olan iki insan tarafından tek tek ele alınıp sürecin belirlenmesi gerekiyor. En başında bu detaylar partnerler tarafından belirlenir ve kararlar verilirse, hayat daha kolay ve sorunsuz geçiyor.”

Evlilik öncesinde ve hatta sonrasında aile desteğinin önemli olduğunu vurgulayan Konuk, “Destek verirken ailelerin amacı, çocuklarından ayrılacakları için ayrılığın verdiği acıyı azaltmak ya da gücü kaybetmemek olmamalıdır. Bu bir araziyi paylaşamama kavgası gibidir, çünkü bir taraf yapmazsa karşı taraf yapacaktır. Ben bu yeni eve yerleşmezsem, öbürü yerleşecektir. Dolayısıyla çok keyifli olması gereken bir süreç çok sancılı ve stresli hâl alabiliyor. Gelişen sorunları çözmek için de her ailede bulunan akil insanlardan destek alınabilir. Bu kişiler sağduyuludurlar ve ilişkilerin toparlanmasına ve düzgün gitmesine katkıda bulunurlar” dedi.

Evlilik öncesinde ve sonrasında karşılaşılabilecek risk faktörlerinin de doğru bir şekilde yönetilmesi gerektiğini belirten Konuk, bu riskleri şöyle sıralıyor:
-Hor görme: Tartışmalarda aşağılama, küçük görme, iğneleme, küçümseme, alay etme anlamına gelen sözler, jest ve mimikler hor görmeye yol açıyor.
-Eleştiri: Tartışmalarda kişiliğe yönelik suçlamalar olabiliyor.
-Suçlama ve savunma: Tartışmalarda şikâyeti suçlamadan ayırmak gerekiyor. Suçlanan bir insanın kendini savunması doğaldır. Ama evlilik ilişkisinde kişinin karşı suçlamaya girmeden de olsa kendini savunması, ne yazık ki bir işe yaramıyor. Tersine, savundukça karşı taraf suçlamalarına devam ediyor. Çünkü aslında, kendimi savunduğumda karşımdakine, ‘problem bende değil sende’ demiş oluyorum. Doğal olarak bu oyun yukarıdaki sırayla oynanmıyor. Taraflar duruma göre birini bırakıp diğerini kullanabiliyor.
-Duvar örme ve küsme: Tartışmanın bir noktasında taraflardan biri ilişkiden çekilebiliyor ve tepki vermemeye başlayabiliyor, yani etrafına bir duvar örebiliyor.
-Taşma ve duygusal kopuş: Duvarını ören kişi hiçbir tepki vermez hale gelerek eşinden uzaklaşırken evliliğinden de uzaklaşıyor.
-İlişkiyi Tamir: Kırıcı bir tartışmadan sonra ilişkiyi tamir etmek için çaba harcanmıyor veya bu konuda başarısız olunabiliyor. Emre Konuk “Uzak durulması gereken kadınlar ve erkekler” listesi ile diğer risk faktörlerini ise şöyle sıralıyor:
-İlişkinin başında, eşlerden birinde alkol veya madde kötüye kullanımı varsa,
-Eşin beğenilen, değer verilen en az birkaç özelliği yoksa,
-Anne/baba, arkadaşlar karşıysa,
-Eğitim/kültür farkı bir rahatsızlık olarak yaşanıyorsa,
-İlişkinin ana motoru seks ise,
-Eş evlilikteki sorunları anneye veya babaya bağlıyorsa,
-“Evlenince düzelir” diye düşünülüyorsa,
-Beraberlik/eş sıkıcı bulunuyorsa,
-Durmadan “aslında ne demek istendiği” anlatılmak zorunda kalınıyorsa,
-Taraflardan biri hami, koruyucu rolünde ise
Bu kişilerin evlilik için yanlış tercih olabileceği düşünülmeli.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü, uzmanları ve uzmanlık konuları hakkında bilgi almak için:
www.dbe.com.tr ve www.dbe-online.com.tr adreslerini ziyaret ediniz.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nü sosyal medyadan izlemek için:
https://www.linkedin.com/in/DavranisBilimleriEnstitusu
http://www.facebook.com/DavranisBilimleriEnstitusu
https://twitter.com/DBEdbe adreslerini takip edilebilir.
Okula dönüş, çocuğun travmatik olayları atlatmasında önemli
Toplum hayatı, birçok öngörülemez durum içerdiği gibi aynı zamanda birçok rutini barındırıyor. Travmatik süreçlerin daha fazla etkilediği ve derin izler bıraktığı çocuklar için bu rutinlerin düzenli bir şekilde tekrar etmesi, onlara yetişkinlere olduğundan daha fazla güven veriyor. Peki, travmatik olaylardan çocukların daha fazla etkilenmesinin asıl sebebi ve çocuklar üzerindeki davranışsal etkileri nedir? Bu konuda çocukların yakın çevresindeki yetişkinlerin ilk halkası olan anne-babalar ile öğretmenlere ne gibi hayati görevler düşüyor? Okula başlamanın bu süreçte katkısı nedir? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ayşen Kayahan, çocukları etkileyen travmalar sonrasında normalleştirici sürece girebilmenin yollarını açıklıyor…

Her türlü toplumsal travma; iyi, güvenli, yaşamaya değer bir dünyaya olan inancı zedeleyerek bizi karmaşa ile baş başa bırakır. Hepimiz için önceden kestiremediğimiz, kontrol edemediğimiz olayları anlamak ve kabul etmek zordur. Ancak böyle durumlar özellikle çocuklar için baş etmesi güç sorunlar ortaya çıkarabilir. Peki, travmatik olaylardan çocukların daha fazla etkilenmesinin asıl sebebi ve bunun çocuklar üzerindeki davranışsal etkileri nedir? Aileler, çocuklarını bu gibi travmatik olaylardan nasıl koruyabilirler? Okula başlamanın bu süreçte katkısı nedir? Öğretmenler öğrencilerinin bu gibi zor durumlarla başa çıkabilmesi için nasıl yardımcı olabilirler? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Uzman Klinik Psikolog Ayşen Kayahan; travmatik olaylardan en fazla çocukların etkilenmesinin sebebini, bu durumun çocuklar üzerindeki davranışsal etkilerini, bu süreci aile ve öğretmenler ile birlikte atlatmanın yollarını şöyle açıklıyor: “Çocuklar, travmatik olaylardan daha fazla etkilenen kişiler oluyor. Bunun asıl nedeni; onların gözünde yetişkinlerin felaketi önleyemiyor, etkisiz hale getiremiyor ve en önemlisi çaresiz kalıyor olmalarıdır. Bu his, çocuk nezdinde özellikle anne-babanın konumu açısından önemlidir. Zira onlar için anne-babalar, hem rolleri gereği hem yetişkin olmaları nedeniyle, çocuğun algılayışında sonsuz güce sahip ve her şeyi çocukları için en doğru biçimde yapan kişilerdir. Anne-babalarını çaresizlik içinde görmeleri çocukların travmalar ile baş etmelerini daha da zorlaştırır.” Yaşanan bir felaket ya da terör olayları karşısında çocuklarının tepkilerinin birbirlerinden farklılık gösterdiğini belirten Kayahan, “Bazen çocuklar, özellikle gençler yetişkinlerden tamamen koparak süreci aşmaya çalışabilir ve aşırı güvenli davranabilirler. Bunun tam tersi de olabilir: Özellikle küçük çocuklar çevrelerindeki yetişkinlere olağandan fazla bağımlı davranışlar gösterebilirler. Bazı durumlarda dikkat sorunları, ders ve okul başarısını olumsuz etkileyebilir” dedi.

Travmanın çocuklarda yarattığı olumsuz etkiler aşikârken ailelerin böyle durumlarda ne yapması gerekiyor? Kayahan, “Çocukların yaşadıkları travmayı atlatmalarında anne-babalarının duruşu önemlidir. Ebeveynlerin bu durumun geçici olduğuna, değişeceğine inanmaları ve çocuklarına bunu hissettirmeleri, geleceğe dair umut taşımaları önemlidir. Anne-babanın çocuğun yanında olması ve sürecin geçici olduğunu hissettirmesi çocuğun kaygısıyla baş edebilmesinde hayati öneme sahiptir. Çocukların önceden var olan duygusal sorunları, yakın zamanda yaşanmış travmalar, aile ilişkilerinin zayıf, karmaşık ve destekten uzak olması; yaşanan süreçle baş etmelerine engel olacaktır. Bu gibi durumlarda gerekli düzenlemeler bir uzman yardımıyla yapılmalıdır. Ayrıca çocukların travmatik olaylar sonrasında en kısa sürede günlük yaşam rutinlerine dönmeleri gerekiyor. Çünkü günlük rutinin devam etmesi çocuğun kendisini ve ailesini güvende hissetmesini sağlıyor.” dedi.

Okulun, rutinin en önemli parçası olduğunu, yaşanan tüm sıkıntılı süreçler sonrasında çocukların okullarına dönerek yaşıtlarıyla birlikte olmalarının ve öğretmenlerin desteğinin bu süreci aşmalarına yardımcı olacağını belirten Kayahan, “Travmatik olaylardan sonra tüm aile için okula dönüş, yeni bir başlangıç heyecanı oluşturur. Aile içinde herkese iyi gelen bir hareketlenme sağlar. Okula başlarken anne-babaların da çocukla birlikte aynı heyecanı yaşaması önemlidir. Bu durum çocuğun okula motivasyonunu artırır. Çocukla birlikte alışveriş yapılmalı ve okula gittiğinde özlediği öğretmenlerini, arkadaşlarını yeniden göreceği ona hatırlatılmalıdır. Çocuk aynı heyecanı aileden göremez ise okulun önemsiz olduğunu düşünebilir. Ayrıca karamsar, mutsuz, neşesiz tablonun devamının çocuk üzerinde olumlu etkisinin olmayacağı çok açıktır. Travmatik olaylardan sonra yaraların sarılmasında öğretmenlerin rolü de çok büyüktür. Öğretmenler hem süreklilikleri hem de kurdukları ilişki ile çocuklar için çok büyük psikolojik destektirler. Öğretmenler çocuklara, gelişimleri doğrultusunda eğitim verirken, yaşadıkları olumsuz olayların psikolojik etkilerinden kurtulmalarında onlara yardımcı olur. Öğretmenler çocuklara yaşadıklarının zor ancak geçici olduğunu ve her şeyin mutlaka yoluna gireceğini sıklıkla hatırlatmalıdırlar. Çocuklar, anne-babalarının tepkilerini gözlemledikleri gibi, öğretmenlerin tepkilerini de yakından takip ederler. Bu nedenle çocukların, öğretmenlerinin de, tıpkı ebeveynleri gibi, travmalar ya da zor durumlarla başa çıkabilecek güçte olduğunu görmeleri gerekir.”

“Çocuklar anne-babalarına, öğretmenlerine bağımlılık gösterebilirler. Öğretmenlerinden ayrılma konusunda, bireysel olarak çalışmada zorlanabilirler, sessizleşebilirler. Bu tür durumlarda çocuklar mutlaka arkadaşlarıyla olmaya teşvik edilmeli ve öğretmenleriyle özel zaman geçirmelidirler. Bu şekilde çocuklara güven içinde oldukları hissettirilmelidir. Sıkıntılı durumlarda peşinen biliyor olduklarını varsaymadan, çocuklardan beklenen davranışların neler olduğu onlarla açıkça konuşulmalıdır. Çocukların ve gençlerin yaşadıkları güçlüklerle baş etmelerini kolaylaştırmak için travma ve tepkileri üzerinde konuşmalarını ve bu doğrultuda kendileri için anlamlı projeleri hedefleyerek çalışmalarını sağlamak yararlı olacaktır” dedi.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü, uzmanları ve uzmanlık konuları hakkında bilgi almak için:
www.dbe.com.tr ve www.dbe-online.com.tr adreslerini ziyaret ediniz.
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nü sosyal medyadan izlemek için:
https://www.linkedin.com/in/DavranisBilimleriEnstitusu
http://www.facebook.com/DavranisBilimleriEnstitusu
https://twitter.com/DBEdbe adresleri takip edilebilir.
Bu dünyadaki en güçlü duygu: Anne sevgisi
Bir çocuğa sahip olmak, kalbini dışarıda taşımak gibidir... Anneler tüm zaman ve enerjilerini çocuğunun bakımı için vermeye hazırdır. Bir başkası için asla yapmayacağı birçok şeyi çocuğu için hiç düşünmeden yapar. Bebeğini besleyebilmek için uykusuz kalabilir, bir yılda binlerce defa çocuklarının altını değiştirebilir. Çocuğuyla ilgili istenmeyen bir tehlike söz konusu olduğunda hiç düşünmeden onu korumak için kendini feda edebilir.

Anne sevgisinin benzersizliği sadece edebiyat yazarlarını büyülememiştir, aynı zamanda bilim adamlarının da merakla araştırdığı bir konu olmuştur. Peki, anne sevgisinin oluşmasını destekleyici sebep ve gelişimler nelerdir? DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nden Klinik Psikolog Dr. Ayşe Bombacı, annelik sevgisini oluşturan ve benzersiz kılan özellikleri açıklıyor. Anne sevgisinin oluşması hamilelikle birlikte başlıyor. Bu dönemde yaşanan önemli hormonal değişimler anneyi, doğumdan sonra bebeğine bağlanıp onu koruması için hazırlıyor. Sevgi ve bağlanma hormonu olarak bilinen oksitosin hormonunun seviyesi hamilelikle birlikte yükselmeye başlıyor. Böylelikle bir anne adayı, bebeğine olan bağını henüz daha ona hamileyken güçlendiriyor. Onunla konuşarak, göbeğini severek, ona kendi sevdiği bir ninniyi söyleyerek aralarında bağ oluşmaya başlıyor. Bağlanmada etkili olan diğer bir hormon ise, doğum sancılarının arttığı son evrede salgılanan endorfin hormonudur. Endorfin, insan bedeninin doğal olarak ürettiği bir ağrı kesicidir ve morfin gibi sakinleştirici etki yaparak doğumu kolaylaştırır. Çocuk dünyaya geldiğinde yaşanan sancılar bir anda unutulur, çünkü endorfin hormonunun seviyesi doğumdan sonraki ilk saatlerde hâlâ yüksektir. Anne, doğumdan sonra bebeğini kucağına aldığında, ona dokunarak iletişim kurduğunda ve emzirmeye başladığında bağlanma ve sevgi hormonu olan oksitosin yüksek seviyede salgılanmaya devam eder.

Araştırmalar, tek başına hormonların anne sevgisinin oluşmasında yeterli olmadığını göstermiştir. Bağlanmayla birlikte güçlenen anne sevgisi, duygusal ve fiziksel yardıma muhtaç dünyaya gelmiş bir bebeğin bütün ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli koşulları sağlıyor. Fakat bu duygunun gelişmesi için anne-bebek arasındaki iletişim ile bedensel dokunsal bağlanmanın sağlanması gerekiyor.

Anne sevgisini benzersiz kılan diğer bir özellik ise, bu sevgi sayesinde annelerin algılarının daha güçlü ve keskin olmasıdır. Örneğin bir anne, gece uykusundayken bile bebeğinin en ufak bir kıpırtısında uyanır ve onun ihtiyacını karşılar. Bir kadın beyni için çocuk sahibi olmak ve anne sevgisini yaşamak, bağımlılık yaratan bir ödül etkisindedir.

Sağlıklı ilişkilerin temeli, anneyle kurulan bağın niteliğine bağlı
Peki, güçlü ve sağlıklı anne sevgisi alan bir çocuğun hayatında neler yaşanıyor? Anne sevgisi ve onunla kurulan güvenli bağ, bir çocuğun duygusal ve sosyal gelişiminin temelini oluşturduğunu belirten Bombacı, “Anne sevgisinin derecesi, bir çocuğun sosyal iletişim becerileri, empati kurabilme yeteneği ve hatta ileride karşı cinsle yaşayacağı romantik ilişkinin niteliğini bile etkileyebiliyor. Uzun sureli ve ciddi ilişkileri yaşamakta zorlanan yetişkinlerin klinik öyküsüne bakıldığında, çocukluk döneminde güvenli bir anne-çocuk bağı yaşamadıklarına rastlanıyor. Yine de daha sonraki dönemlerde yaşanan olumlu ilişkiler ve güven temelli sevgi dolu bir eş sayesinde, anne sevgisi almadan büyümüş bir çocuk, kendi yaşamamış olsa bile çocuğuna anne sevgisi verebiliyor” dedi.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü, uzmanları ve uzmanlık konuları hakkında bilgi almak için:
www.dbe.com.tr ve www.dbe-online.com.tr adreslerini ziyaret ediniz.
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nü sosyal medyadan izlemek için:
https://www.linkedin.com/in/DavranisBilimleriEnstitusu
http://www.facebook.com/DavranisBilimleriEnstitusu
https://twitter.com/DBEdbe adreslerini takip edilebilir.
Pozitif psikolojinin iş hayatına kattıkları
DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü; 30 yıllık psikolojik terapi tecrübesiyle, dünyadaki son gelişmeleri izleyerek düzenlediği açık eğitimlerine devam ediyor. DBE’ nin kurumların ve çalışanların verimini artırmak amacıyla gerçekleştirdiği Açık Eğitimler Serisi, 2016 Mayıs ayında “Pozitif Psikolojinin İş Hayatına Kattıkları” semineri ile devam ediyor.

Bu seminer ile katılımcıların pozitif psikolojinin sunduğu yeni bakış açılarını öğrenerek hem kendilerinin hem de başkalarının duygu ve düşüncelerini doğru anlamlandırma yöntemlerini tanımaları hedefleniyor. Katılımcılar, öğrenilen bu yöntemleri hem iş hayatına hem de özel hayata adapte edebilmeleri yönünde olumlu tutumlar geliştirebiliyor. Bu uygulamalı eğitim, katılımcılara iş ve özel hayatlarını kendi potansiyelleri ile yapıcı bir şekilde yönetebilmelerine ve iş yerinde pozitif ortam yaratabilme becerisi kazanabilmelerine imkân sunuyor.

DBE Kurumsal Gelişim Merkezi Eğitmeni Meltem Ayvacıoğlu, eğitim sunumuna pozitif düşünce ile pozitif psikolojinin farkını açıklayarak başlayacak. Ardından katılımcılara, pozitif psikolojide kullanılan P.E.R.M.A. modelinden ve yeterlilik, iyimserlik, umut ve esneklikten oluşan dört psikolojik sermayeden bahsedecek. Ayvacıoğlu, daha sonra bir belgesel gösterimi eşliğinde iyimserliğin öğrenilebilir olup olmadığını anlatacak. Pozitif psikolojiye özgü düşünsel tekniklerden bahsedecek olan Ayvacıoğlu, video gösterimi ile birlikte komik müzik tekniği ve bilimsel yaklaşımlar, gülmek, işe eğlence katabilmek, keyifli iş ortamı yaratmak ve uygulama örnekleri sunacak. Programda; pozitif psikolojiye özgü algıya ve iletişime dayalı teknikler ile pozitif psikoloji iletişim kalıpları, olumlu sorgulama ve örnek uygulamalar gösterecek. Son olarak, güncel bilimsel araştırmalar ile birlikte konu aktarımlarını destekleyici araştırma sonuçlarını paylaşacak.

Konu ve katılım hakkında daha fazla bilgi almak ve kayıt yaptırmak için: 0212 233 01 10/ 253 numaralarından veya igonulalan@dbe.com.tr, www.dbe.com.tr adreslerinden bizlere ulaşabilirsiniz.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü, uzmanları ve uzmanlık konuları hakkında bilgi almak için:
www.dbe.com.tr ve www.dbe-online.com.tr adreslerini ziyaret ediniz.

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü’nü sosyal medyadan izlemek için:
https://www.linkedin.com/in/DavranisBilimleriEnstitusu
http://www.facebook.com/DavranisBilimleriEnstitusu
https://twitter.com/DBEdbe adreslerini takip edebilirsiniz.
5. E-Ticaret Konferansı Point Hotel’de gerçekleşti
Farklı sektörlerde ön plana çıkan E_CRM uygulamaları, dijital transformasyon, dönüşüm sürecindeki riskler ve fırsatlar, dijital dünyadaki teknolojik gelişmelerin E-CRM stratejilerine etkisi ve başarı hikayeleri ise ele alınacak diğer konular arasında yer aldı.

Türkiye’deki dijital dönüşüm süreci heyecan verici
Dünya çapında en çok satan Dijital Transformasyon kitabının yazarı ve aynı zamanda konferansın ana tema konuşmacısı olan Mark Baker "Günümüz Türkiye'sinde Dijital Transformasyon ve Strateji" konulu sunumunda, genç nüfus ve 70 milyon mobil abonenin büyük bir potansiyeli işaret ettiğini vurgulayarak, Türkiye’deki potansiyeli değerlendirdi.

Baker, Türkiye’deki dijital dönüşüm sürecini heyecan verici bulduğunu belirterek şunları söyledi. “B2C’den kaynaklanan GSMH yüzdelerine bakıldığında, Türkiye’deki oranın düşük görüyoruz. Bu potansiyeli ancak dijital dönüşümle hayata geçirebiliriz. Bu dönüşüm sürecinde e-ticarete odaklandığımızda ilk olarak ele alınması gerekenin satın alma alışkanlıklarını olduğunu söyleyebiliriz. Türkiye’deki satın alma alışkanlıkları Avrupa’dan farklı.”

Dönüşüm sürecinin müşteri, teknoloji ve yönetimden oluşan üç temel ayağı olduğunu belirten Baker, bu konuda başarılı uygulamalardan örnekler sundu. Amazonun başarı sırlarından birinin, tüketicilerin bir sonraki adımda ne yapacaklarını tahmin etme ve öngörebilme yeteneği olduğunun altını çizdi. Ayrıca nesnelerin internetinin de dijital dönüşüm sürecinin önemli bir parçası olduğunu belirtti.

Fırsatları değerlendirebilen kuruluşlar rekabette öne geçecek
KoçSistem Genel Müdürü Yardımcısı Can Barış Öztok, Ford Otomotiv Bilgi Teknolojileri Direktörü Hayriye Karadeniz ve Enocta Ürün ve Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Emre Tok’un katıldığı günün ilk panelinde ise Dijital dönüşüm sürecinin riskleri ve fırsatları değerlendirildi. Fırsatları değerlendirebilen kuruluşların rekabette öne geçebileceğini belirten Can Barış Öztok “ Fırsatları hayata geçirmek için çok fazla vaktimiz yok çünkü dünya çok büyük bir hızla değişiyor. Teknoloji, süreçleri hayata geçirmek için kullanılıyor ama asıl nokta müşteriye temas edebilmek. Dijitalleşme ise süreçlerin tümünü kapsamalı. Müşteri internette de bayide de çağrı merkezinde de aynı kalitede hizmet almak istiyor. Proje portföy yönetiminin dijital dönüşümünü hızlandırıcı faktör olduğunu düşünüyoruz.”dedi

Panel konuşmacılarından Ford Otomotiv Bilgi Teknolojileri Direktörü Hayriye Karadeniz ise şunları söyledi: “Müşterileri eskiden her sektör kendine göre segmente ederdi. Ama bu durum artık yıkılıyor. Müşteri yaşadığı iyi deneyimi tüm ürünlerde ve sektörlerde görmek istiyor. Artık süreç müşteriden başlıyor ve şirketler kendi stratejileri bunun üzerine inşa etmek durumunda. Dijital dönüşümde bu anlamdaki en kritik noktalardan biri. Değişen müşteri davranışlarıyla birlikte iş modelleri de değişiyor.” dedi

Dönüşüm sürecini, yeni neslin beklentilerini dikkate alarak şekillendirdiklerini belirten Emre Tok ise, Türkiye’de eğitimlerin sadece %5’ini e-eğitim oluşturduğunu ve dijital transformasyon sürecinde e- eğitimin hem çalışanlar hem de kurumlar için verimi arttıracağına inandıklarını belirtti.

Dünyadaki toplam verinin %90’ı son 12 ayda üretildi
Konferans Salesforce Türkiye, Mid-Market Satış Müdürü Egemen Ersan, ODC Business Solutions Satış Pazarlama Direktörü Sevil Özkan ve Formalis Satış ve Pazarlama Direktörü Murathan Araz’ın sunumlarıyla devam etti.

Artık birçok platformdan sayısız data elde edilebildiğini belirten Egemen Ersan, temel sorunun bu trilyonlarca işlemin getirdiği datayı şirketlerin nasıl yönetmesi gerektiği konusunda odaklandığını vurguladı. 2020 yılında 6 milyar akıllı telefon olacağı ve dünyadaki verinin %90’ının son 12 ayda üretildiği düşünüldüğünde gelişimin daha net görülebildiğini belirten Ersan sözlerini şöyle sürdürdü: “Şirketlerin data merkezlerindeki verilerin sadece %1’i işleniyor. Şirketler, verileri elde etmek için büyük bütçeler harcıyor ama bu verileri yönetmek için aynı hassasiyeti göstermiyor. “

Tüm markalar ve kurumlar için yeni bir iletişim kanalı olan Chatbot uygulamasına dair son gelişmeleri aktaran ODC Business Solutions Satış Pazarlama Direktörü Sevil Özkan ise, müşteriler ve markalar arası iletişiminde, SMS, sosyal medya, online mesajlaşma platformlarını da içine alan, pazarlama otomasyon sistemleriyle entegre edilebilen bir yapı oluşturduklarını ve bu uygulamanın e-ticaret dünyasında da çığır açabileceğini belirtti.

Türkiye’de üretilen CRM çözümlerinin yabancı muadillerinin benzerleri olarak ortaya çıktığını belirten Formalis Satış ve Pazarlama Direktörü Murathan Araz ise “Biz bunun dışına çıkıp gerçekten ihtiyacımızın ne olduğunu anlamaya çalıştık. Ürünümüzü planlarken bizim için en önemli kriter şirketin sistemi kendisi yönetebilmesiydi. Bu anlamda değiştirmek istediğimiz paradigma, iş birimlerinin bizden yardım almadan yönetebilecekleri bir altyapı sunmak.” dedi.

Konferansın öğleden sonraki bölümünde Denizbank, CRM Grup Müdürü Emre Demir ve T-Soft Yazılımcı ve Proje Yöneticisi Ömer Arıkan e-CRM konusundaki e-CRM konusundaki tecrübelerini aktardırlar. İncir.com, CMO’su Birkan Babakol’un yönettiği panelde söz alan Ömer Arıkan, Türkiye’nin e-ticaret anlamında geçirdiği dönüşüm sürecine dikkat çekerken, bankacılık sektörünün çok büyük bir veri tabanına sahip olması nedeniyle avantajlı olduklarını belirten Emre Demir, bu datanın yönetiminde teknoloji, süreçler ve stratejinin en önemli noktalar arasında yer aldığını belirtti. Demir, Denizbank olarak müşterilerin verilerinin işlenmesi aşamasında analitik yapıları kurabilmesi aşamasında neler yapıldığını aktardı.

Konferans kapsamında Polonya finans sektöründen örnekler paylaşacak olan Milosz Brakoniecki, dijital dönüşüm sürecinde E-ticaret ve E-bankacılık arasındaki benzerlikler ve farklılıkların yanı sıra, omnichannel ödeme sistemleri, çok kanallı dağıtım kanalları yönetimi ve dijital transformasyon stratejileri konusunda deneyimlerini aktardı.

Brakoniecki, internet kullanıcı sayısı ve aktif kullanıcı oranları açısından Türkiye pazarı ile benzerlikler taşıyan ve ilk online bankacılık deneyimini 1999 yılında yaşayan Polonya’nın, dijital bankacılık konusunda geçirdiği dönüşüm sürecinin detaylarını paylaştı.

Günün son konuşmacısı ise Azerbaycan e-ticaret pazarındaki son gelişmeleri aktaran Nicat Manafov oldu. Manafov , %80’i internet erişimine sahip, 9.6milyon nüfuslu Azerbaycan pazarında perakende hacminin henüz 16 milyar dolar seviyesinde olduğunu ve bu yönüyle Azerbaycan’ın yolun başında olduğunu belirtti.

Tüketicilerin daha çok, e-bay, Amazon ve Aliexpress gibi global siteleri tercih ettiği Azerbaycan’da ağırlıklı olarak yerli oyuncuların olduğunu belirten Manafov, pazarın büyük oyunculara ihtiyacı olduğunu vurguladı.
Post Selected Items to:

Showing 10 items of about 34000

home  •   advertising  •   terms of service  •   privacy  •   about us  •   contact us  •   press release design by Popshop •   © 1999-2017 NewsKnowledge